Matematikçi (Sevgi Yılmaz)

Matematikçi, fizikçi ve mühendis bir tren yolculuğunda beraberdirler. Yolculuk sırasında göz alabildiğince yemyeşil manzaraları vardır. Derken bir koyun görürler. Sadece bir siyah koyun. Mühendis hemen ‘Buradaki koyunların hepsi siyah’ der.

Fizikçi ona cevap verir. Der ki ; ‘Buradaki koyunların en az bir tanesi siyahtır diyebiliriz. Diğerlerini görmedik ki.’

Matematikçi de fizikçiye cevap verir ‘Burada en az bir tane, en az bir tarafı siyah olan koyun vardır. Bu koyunun da diğer tarafını görmedik ki.’

Matematiğin getirdiği bu mantığı kavradığımızda bilmediğimizi bilmediğimizin farkına varırız. Bilmediğini belki asla bilemeyeceksin der matematik. Ama eğer bunun farkına varırsan, bildiklerini iyi tanımlayabilirsen bilmediğine giden yolu açabilirsin. Düşünce dünyasının sınırlarını çizebilmek, insana bilmediklerine yer açmayı öğretir. Gerçekte ne kadar az bildiğini kavratabilir. Her ne kadar öğrenmeye devam etsen de, ömrünü bilime adasan da bilmediklerin her zaman sonsuzdur. Her işleme önce bu kabulle başla bakalım der.

Aslında hiçbir şeyi tam olarak bilemezsin. Hiçbir şeyi tam olarak kavrayamazsın. Sadece canı Yaratan, maddeyi ve maddenin kanunlarını Yaratan; her şeyin önünü, arkasını, tanımlayamadığımız, sayısını bilemediğimiz bilmem kaçıncı boyuttaki yönlerini, sonuçlarını bilebilir. Asla bilemezsin. Sadece zamanın kısacık bir anında küçük bir kısmını gözlemleyebilir, şahit olabilirsin.

Okuduğun bir kitabı asla tam olarak anlayamazsın mesela. Yazarın kişiliğini, psikolojik durumunu, içinde bulunduğu toplumun yaşayışını, anlayışını, tarihini, o dönemki güncel konularını, her şeyi, her ayrıntıyı bilmeden tam olarak kavrayamazsın. Anlarsın, kavrarsın ama hep eksik kalır. Yıllar geçer bir anda aklına gelir, ‘Acaba böyle de düşünmüş müdür?’ , ‘Acaba böyle de olmuş mudur?’ düşünceleri kafanı kurcalar.

Bir öğrencinin psikolojik durumunu, ailesini tanımadan, bebekliğinden itibaren her anına, her düşüncesine, her duygusuna şahitlik etmeden anlayamazsın tam olarak. Bu mümkün de değildir esasen. Çıkarımlar yapabilir, kendi tecrübelerinle kısmen tanımlayabilirsin. Ama hangi sorunu tam olarak çözebilirsin?

Matematik böyle der insana. Hal böyle olunca karşınıza çıkan durum ne olursa olsun bildiklerinizin sınırlarını tam olarak çizebilmeniz gerekir ki sorunu tanımlayabilin. Her daim okumanız, öğrenmeye devam etmeniz ve farklı tecrübeler geliştirmeniz gerekir ki sorunu kavrayabilin. Yine de çözebilecek misiniz? Bunu da bilemezsiniz. Denemeye değer.

Matematiğin gerektirdiği bu mantık, yani sınırları net olan, malzemeleri tam olarak belirlenen alanda işlem yapmak, insana ‘’bilmediğinin farkına varma’’ düşünme becerisi kazandırır. Bu mantığı günlük hayatınıza uygulamaya başlarsınız istemsizce. Haddini bil der yani matematik. Bak gör sınırlarını.. İnsanları gözlemler, hayatları hakkında neler bilmediğiniz, hiçbir zaman bilemeyeceğiniz şeyler fark edersiniz. Renkleri aynı gördüğümüzü ispat edebilir miyiz? Veya farklı gördüğümüzü.. Sizin mavi olarak tanımladığınızı belki bir başkası farklı bir renkte görüyordur.

 E bu düşünceler ne işimize yarayacak? Bu kadar şüpheci olmak neden?

Daha hoşgörülü olmamızı sağlar. Önyargılı olmamayı da. Twitter’da veya farklı tartışma ortamlarında çok kullanılan bir ifade var mesela: ‘Onlar’. ‘Onlar’ dediğimiz kim? Kullanmak istediğinizde ‘onlar’ ın tanımını yapmaya çalışın. Sizin için kim bunlar? Göreceksiniz ki en yakın çevrenizden insanları örnek vereceksiniz veya hiç görmediğiniz, hiç tanımadığınız, bir gazla ‘onlar’ a karşı öfke, kin, hınç duyduğunuz insanlar. Bir cümlelik bir tweet in altına (tweet atanı hiç tanımayan ama bütün duygu ve düşüncelerini tamamen anladığını zanneden) insanlar küfürler, aşağılayıcı cümleler yazıyorlar. Sen kimsin? Cevap verdiğin kim? Tam olarak anladın mı? Onu tam olarak anladığından nasıl emin olabilirsin? Bu tartışmayla sorunu çözebilecek misin? Bak işte bu, bizde en çok eksik olan şey; matematik. Hoşgörülü olmak, haddini bilmek, insaniyetli olmak da matematiğe dâhil. Şairin dediği gibi der matematik ; ‘Fikirle tartışın, küfürle değil.’

Öngörülü olmayı sağlar. Nedir öngörü? İleriyi görebilmek, doğru tahminler yapabilmek, okumaların ve tecrübelerin referans alındığı sezgileri kullanabilmektir. Bizim medeniyetimizde öngörü kelimesi, basiret ve feraset ile daha nitelikli açıklanırdı. Bugün özellikle eğitimde en çok ihtiyacımız olan düşünme becerilerindendir. Örneğin çocukların davranışlarını gözlemlemekte ve doğru çıkarımlar yapmakta yetersiz kaldığımız şu günlerde öğrencilerde narsizmin önemli derecede artması bu eksikliğimizi göstermiyor mu? Bu kişilik bozukluğunun temelinde neler vardır? Narsizmin belirtileri nelerdir? Narsist kişilere nasıl davranmak gerekir? Bu soruları cevaplamadan önce nasıl oldu da öngöremedik demeli değil miyiz? Bir eğitimci düşünün ki öğrencisinin halini, tavrını gözlemleyerek sosyal ve psikolojik gidişatına yön verebiliyor. Bir sihirli değnek gibi.. Ancak bu sadece kitaplardan okuyarak öğrenilecek bir düşünme becerisi değildir. Gözlemleyebilmeli, üzerine araştırmalar yapabilmeli ve tartışabilmeliyiz.

 İnsanı daha özgür yapar matematik. Çünkü insanı hapseden şeylerden biri de her şeyi kontrol altında tutmaya çalışma isteğidir. Örneğin bir veli düşünün ki çocuğun her ödevini, testini, denemesini veya her davranışını, düşüncelerini kontrol etsin. Her gün.. Bu durum çocuğu kısıtlar zaten. Ancak o veli kendisi de özgür değildir ki. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak, kişinin önce kendi içinde yaşadığı bir duygudur. ‘Benim istediğim gibi olsun’ , ‘Benim doğru bulduğum gibi olsun’ duygusu. Tamam, senin istediğin gibi olsun. Çocuğun çok kitap okusun. Çok başarılı olsun. Ancak yönteminizin doğru olduğundan ne kadar emin olabilirsiniz? Hem her çocuğun karakteri, duygu dünyası birbirinden farklı iken. Her gün çocuğu sizin istediğiniz gibi olsun diye zorlamanın, fırçalamanın anlamı var mı?

 ‘Bu yöntem işe yaramıyor, başka nasıl yapabilirim?’ diye düşünmeye başlayan insan, sorunu tanımlamış ve çözüm aramaya başlamış demektir. Sorun hangi konuda her ne olursa olsun her an gözlem bilincinde olmak gerekir. Gözlem yap, tanımla, çözüme yönel. Bilmiyorsan araştır. Bildiğini doğru zannedip diretmenin faydası yok.

Her şeyi bilemeyen insan, davranışlarının ve düşüncelerinin sonuçlarını da tam olarak bilemez. Davranışlarının sonuçlarının iyi olduğuna inandırılmıştır. Kabullerinin, aileden, toplumdan gelen kodlarının farkında değildir. İnsana gereken kendi kodlarının da, başkalarına ait kodların da farkında olan, hatalarını düzelten bir bilinçtir. Bilmediğinin sınırlarını çizebilen insan, kendi kodlarını da, kendi hatalı kollarını da fark edebilir, onarabilir. Sonra daha iyisini, güzelini, doğrusunu araştırabilir ve kendinde gerçekleştirebilir.

Sevgi Yılmaz

Akyazı / Kasım 2021 

Kuzuluk Dr Enver Ören Ortaokulu

Matematik Öğretmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.