BİZİMDİR… (Berat ARSLAN)

Çocuklar mallarına çok sahip çıkarlar. Sokakta birisinin bulduğu, kimin diye sorduğu şeyleri gördüklerinde her ne ise “bizim” diye bas bas bağırırlar. Hele de kendi şahsi eşyaları ise bağırması yetmezmiş gibi birde hophop zıplar durur. Evlerinin eşyalarını sonuna kadar sahiplenirler.

Gerçi sahiplenme, sahip olma isteği her yaşta insanın vazgeçemediği duygu. Küçükler oyuncaklarına, büyükler arabalarına, mutfak eşyalarına vesaire. Yaşın isterse seksenin üzerinde olsun bitmez bu duygu. Rahmetli dedelerimizin, ninelerimizin meshlerine, başörtülerine, terliklerine nasıl sahip çıktıklarını hepimiz hatırlarız. Eşyalarını elinden almak öyle kolay olmazdı. Hatta bazıları bacaklarının altlarına saklardı ortada gezinen küçük yaştaki torunları kaybetmesin diye. Haksız da değillerdi hani. Evin ufaklığı inat eder gibi gider eşyalarını alır saklamaya çalışırdı.

 Sahiplenme duygusu insana yaratıcının verdiği bir imtihan gibi. Malum ne dünyamız ne hayatımız ebed-ül ebettir. Mutlaka suretle sonları gelecek fani şeylerdir. Ölüm ile insanın, kıyamet ile dünyanın sonu olacaktır. Bu kaçınılmaz sondur. İçindeki varlıkların; yer, gök, taş, toprak, yıldız, güneş her ne varsa sonunun geleceği kesindir.

Peki ya bizim bu fanide içimize yerleştirilmiş sahiplenme hissinin durumu ne olacak? Fani ile sahip olma dengesi nasıl sağlanacak? Hiçbir şeyin sanki sonu yokmuş gibi düşünüp “onlar bizim yada bizim olmalı” hırsımız ne olacak?

“ Mal sahibi, mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk de yalan

Var git az da sen oyalan”

Tam bu noktada büyük mutasavvıf Yunus Emre’nin yukardaki dörtlüğü tüm sorularımızın cevabı olsa gerek. Varıp gidip az oyalanmak… İşte tüm cevaplar burada.

Az oyalanma derken tabi bu her şeyi bir kenara atıp “nasılsa fani” diye çabalamayacağımız anlamına gelmez. Elbet biz insanoğlu üzerimize düşen görev ve sorumluluklarımızı yapacağız. Bir büyüğümün bir sözü vardı “ Gündüz gece çalışacağız”. Hem bu tarafa hem öteki hayatımıza gündüz-gece yatırım yapacağız. Dünyada geçerli dünya parasını, ahirette geçerli ahiret parasını kazanmak için çaba göstereceğiz. Bizlere düşen görev bu.

Yukarıda ismi geçtiği için belirtmek istedim. Yunus Emre ile hocası Taptuk Emre arasındaki “ Bizim Yunus” hikayesini hepimiz biliriz. Bir gün yanından ayrılmaya niyet eden Yunus’u, sabah namazında kafasını koyduğu eşikte gözleri görmeyen hocasının “ Bizim Yunus mu?” demesi kurtarmıştır. Hocası öğrencisini dışarı atmamıştır. Ki Yunus Emre’nin medreseyi terk etme arzusu olmasına rağmen. Hocası onun daha ham olduğunu, henüz bazı şeyleri yorumlayamadığını bildiğinden elini bırakmamıştır. Tabi Yunus Emre’de o günkü olay sonrası sarıldığı o manevi halatı biran gevşetmemiştir. Hocasının tüm samimiyetiyle uzattığı sevgi dalına sımsıkı sarılmıştır.

 Zamanında yaşanan bu olay aslında sadakatin, sahiplenmenin en büyük örneklerindedir. O gün yaşı bir hayli genç birisini ortada bırakmak istemeyen Taptuk Emre, şimdiki bizlere de bir şeyler anlatıyor. Günümüzde bir kenara itilen “sadakat” duygusunu hatırlatıyor. Üstad, sevdiğin sana öyle sahip çıkmalı ki “bizimdir” diye bilmeli diyor. Sevdiğin, kıymet verdiğin öyle biri olmalı ki sen vazgeçmeye meyil etsen bile “bizim” diye sana sahip çıkmalı diyor.

Yar bana gönlünde bir yer ayırda
İster sultan ister kul eyle beni
Bizim deyip kara günde kayırda
İster Külhan ister kül eyle beni …

(Dilaver SELVİ)

 Ne mutlu kendisine “bizim” diyecek olanları bulan gönüllere.

 Ne mutlu “bizim” diyebilecek hocası olanlara.

 Kara günde “bizim” desin yeter…

Selam ile…

Berat ARSLAN

Topçusırtı Akv İO

Müdür Yardımcısı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir