MART “GOOGLE”A BAKTIRIR (Berat ARSLAN)

Yılın on iki ayı içerisinde en çok üzüldüğüm ay mart ayıdır. Zavallı ay, çetin geçen kışlar ile yazı özleyen baharlar arasında sıkışıp kalmıştır. İnsanlara ne doya doya kışı yaşatır ne müjdeler geldiğini baharın. Günlerine zaman zaman cemreler düşüverir de kendisi bir türlü dünyayı ısıtamaz, insanı güldüremez doyasıya. Sanki otuz bir günü hep soğuktur, unutturur ardından gelecek nisan ayını. Sanırsın kış bu sene dört ay sürecek.

 Geçen gün arkadaşın biri “ ya bu cemre bu sene düşmeyi unuttu galiba; mübarek ne soğuk öyle ya” dedi. Gerçekten de o gün ve sonraki bir hafta bayağı soğuk geçti. Sabah soğuk, geceleri buz gibiydi. Allah herkese yardım etsin evde soba, doğalgaz, ısıtıcı gibi şeylerle çoluğu çocuğu hastalandırmamak için mücadele ettik. O hafta mart kapıdan baktırdı. Kazma, kürek ne varsa yaktırdı.

Neyse buz gibi geçen o hafta sonrası elimde çayım ile camdan dışarıyı izlerken aklıma “kazmamızı, küreğimizi yaktıracak kadar soğuk bu ayın hiç mi iyi bir özelliği yok, yani “Mart” demek illa buz tutmak demek mi?” düşüncesiyle bilgisayarımın başına geçtim. Önce arama motoruna “Mart ne demek” diye yazdım. Aramada karşıma önce herkesçe malum yılın üçüncü ayı olduğu çıktı. Tabi bu değildi aradığım. Araştırmalarıma devam ediyordum. Sonra yaygın kullanılan bir sitede ilginç bir bilgiye rast geldim, şöyle yazıyordu:

“Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 3. ayı olup 31 gün çeker. Antik Roma’da Mart ayının adı, Roma Savaş Tanrısı “Martius” idi ve bu ayın savaşa başlamak için şanslı bir zaman olduğu kabul edilirdi. Ocak ve şubat ayları, savaşmak için uygun olmadıklarından Roma takviminin ilk ayı Mart idi”.

 İlk paragraf tamamdı da sonra yazılanlar ilgi çekiciydi. Yüzyıllarca süren savaşları ile meşhur Roma İmparatorluğu’nun mart ayını savaş ayı olarak seçmesi tesadüf olmasa gerekti. Savaş teknik ve taktiklerini üst düzey uygulayabilen bu devlet bu ayı boşuna seçmemişti. Hatta onu bırakın kaynakta mart isminin Roma Savaş Tanrısı’na verildiğinden bahsediyordu. Adamlar bizim soğuk diye pek hoş bakmadığımız ayı, inandıkları varlığa vermişlerdi. Merak içinde araştırmaya devam ettikçe görüyordum ki mart ayı, sadece kazmamıza, küreğimize göz diken, insanları dondurmak için var olan bir ay değildi. Tarihin önemli dönüp noktası devletlerin, milletlerin iz bırakmak için bekledikleri bir aydı.

 Araştırmalarım sonucunda daha çok sevmeye başladığım mart ayı ile ilgili bilgileri arama motoru önüme getirdikçe içimde ısınmaya başlamıştı. Yarım saat önce camın önünde üşüyen ben gitmiş yerine sanki temmuz ayı ortasında balkonda kısa kollu gömlekle oturan adam gelmişti.  

  Bizim sadece “mart ayı da soğuk geçer, doğalgaz faturası yine yüksek gelir” düşüncesiyle yaklaştığımız mart ayında acaba daha neler vardı? Öyle ya zamanın sahibi ayları insana düşman yaratmamıştı ya! Yaratıcının elbet vardı bir muradı.

 Sonra tarih sayfalarındaki mart ayı içerisinde olan savaşlara baktım. Polonyalılar, İspanyollar, Galyalar ve daha nice devletler savaşlar için sanki özellikle mart ayını seçiyorlardı. Birçok devlet toprağını büyütmek için mart ayını bekliyordu. Sizlerde de fırsat bulup araştırırsanız bu ayda olan büyük savaşları görebilirsiniz. Ben bu tarihte olan savaşlar kısmını sonlandırarak bizim mart ayında yazdığımız destansı olaylara geçmek istiyorum.

Bizim şanlı tarihimizde mart ayının önemi nedir? Tarih boyu varlığını gurur ve onurla sürdüren bu millet için mart ne anlam ifade ediyor?

  Mart ayı ile savaş kelimesi birlikte anıldığında hepimizin ilk aklına gelen tabi ki de 18 Mart 1915 büyük Çanakkale Zaferimiz geliyor. Büyük komutanların dahiyane fikirleriyle kahraman halkımızın onca yokluğa, bitmeyen kıtlığa rağmen verdiği onur mücadelesi Çanakkale Zaferimiz. Aklımıza her alanda sayıları bizden fazla olmasına rağmen düşman kuvvetlerini ellerine ne geçirdilerse vatanını, milletini, namusunu, iffetini koruyan, direnen Ahmetler, Mehmetler, Musalar, Fatmalar, Zeynepler geliyor.

    

  Tek duaları düşman postallarını ülkeden defetmek olan atalarımızın ruhu şad olsun.

Mart ayı denince aklımıza bin dokuz yüz yirmi yılı martının on ikinci günü geliyor. Büyük şair Mehmet Akif ERSOY’un “Rabbim bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” duasıyla kaleme aldığı bağımsızlığımızın sesi İstiklal Marşımızın kabul günü düşüyor yüreğimize. Aklın almadığı her türlü fedakarlıklarla kazanılan savaş sonrası mecliste kabul edilen milli marşımızın içimizi ısıtan, gururlandıran, göğsümüzü kabartan coşkusuyla kabul görünen martın on ikinci günü hiç çıkmıyor hafızalardan. Büyük coşkuyla mecliste okunup herkesin ayağa kalkarak avuçları patlarcasına alkışladığı gün geliyor 12 Mart 1921.  

       Mehmet Akif ERSOY’u da rahmet ve özlemle anıyorum.

Tüm bu duygu yoğunluğu ve gözlerimden akan yaşlarla bilgisayarımın başından kalktım. Pencereden içeri girip sağa sola çarpan serçe misali sersemlemiştim. Mart ayının soğuklardan öte ruhumuzu, kalbimizi beslemesi muhabbeti beni çarpmıştı. Bildiklerimiz dahi olsa tarihin ay ile ilgili bağlantısı içimi ısıtmaya yetmişti. Görülüyordu ki bu ay bizim Türk tarihinde de hak ettiği yeri almayı başarmıştı. Bizim içinde mart zafer ayı olmuştu. Sonra kendi kendime yaptığım bu araştırma neticesinde bizim de tarihimize altın harflerle kazınan mart ayını daha samimi karşılayacağıma karar vermiştim.

Bu arada unutmadan belirteyim. Bu sene Müslümanlık açısından büyük öneme sahip üç ayların ikincisi Şaban ayıda mart ayını içine aldı. Annemin adımı koyduğu gece olan Berat Gecesi de yine martın içinde idrak edildi.

Zafer, bereket, mübarek aydır MART vesselam…

    Selam ve sevgiyle…

Berat ARSLAN

Topçusırtı Akv İO

Müdür Yardımcısı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.