Bir Tecrübe Bir Gözlem (Sevgi Yılmaz)

1999 Marmara depreminden sonraki kış, yıkılan enkazlar kaldırıldı. Kış şartlarında ne kadar olursa işte… O zamanlarda bir akşam, babam işten gelirken bir evin enkazının kaldırılışına şahit olmuş. Evde çok fazla kitap olduğu için enkaz da kitapla doluymuş tabii. İzin vermişler, babam da enkazın arasından kucağına sığdığı kadar kitap alıp getirmişti eve. Kitap okuyan biri değil aslında ama üzülmüş kitapların o haline. Her açıp okumaya kalkıştığımızda aralarından inşaat tozu temizledik hep bu yüzden. Hepsi de ansiklopediydi. Kimisi renkli resimli, grafikli kimisi sadece ince ince yazılar ve minik resimlerle doluydu.

İlkokula daha yeni başladığım yıllardı. Okumayı öğrenene kadar resimlerine bakmakla yetindim. Hele o resimli olanlar yok mu? Dinozorlar, küresel ısınma, uzay… O kadar ilgimi çekerdi ki; okuyamasam da az çok fikir sahibi olurdum. Sonra sonra okuyabildim, araştırmalarımı onları karıştırarak yaptım. İnternetimiz, bilgisayarımız yoktu. Zaten o zamanlar yaygın da değildi. Ama şunu ifade etmeliyim ki, o bir kucak ansiklopedi ne kadar az şey bildiğimi öğretti bana. Bilmediğim, bilmediğimi de bilmediğim bilgiler öğreniyordum. Okudukça meraklanıyordum. Hatta bir keresinde aradığımı bulamayınca bir arkadaşımla halk kütüphanesine gittik. Aman Allah’ım, ne kadar ansiklopedi vardı. Öğrenecek ne çok şey var diye düşünmüştüm. Bana gizli bir heyecan veriyorlardı.

Peki, sonra? Test kitapları, denemeler, sınavlar derken öğretmen oldum ve atandım. Çocuklarda kitaplara karşı bir heyecan bir merak göremedim ve buna çare aramaya başladım. Bu günlerde birçok öğretmenin yaptığı gibi… Yaptığım çalışmalardan biri, onlarla iki saatlik dersimizi okul kütüphanesinde geçirmek oldu. Önce her bir öğrenciye araştırma konusu belirledim ve kütüphaneye gidince hangi öğrenci neyi araştıracağını biliyordu. Bu doğru değil aslında ama öğrenciler başka türlü kitapları karıştırmayacaktı. Araştırdıklarını yazmalarını da istedim, bir sonraki hafta aynı derste sınıfta sunum yapsınlar diye. Araştırdılar, bulamadılar; çünkü alfabetik sırayla kelime aramayı bilmiyorlardı. Ki öğrencilerim 6.sınıftı. Ama hepsine gerektiğinde tek tek anlatarak bulmalarını sağladım. Bulanlar yazdılar. Yazmayı bitirenler karıştırmaya devam ettiler. Ve ertesi hafta için konularına göre hepsine ayrı ayrı resim klasörleri yaptım.  Akıllı tahtada anlattılar.

Şimdi sesinizi duyar gibiyim, ne öğrendiler hocam? Zaten internet var, ansiklopedi ne olacak?

Ne oldu biliyor musunuz? O gürültülü dersin sonunda bilgi karşısında heyecanlandıkları gördüm. Gözleri ışıl ışıldı ve merakla bakıyordu. Belki de ilk defa hayatlarında bu kadar çok bilgiyi bir arada gördüler ya da fark ettiler mi demeliyim; araştıracakları kelimeyi bulana kadar birçok resim, yazı ilgilerini çekti ve daha fazla şey öğrendiler. ‘Aaa hocam bak böyle bir şey varmış? Bunu biliyor muydunuz hocam? Hocam şu nedir?’ gibi sorular sordular. Okuyup da şaşırdıkları bilgileri arkadaşlarına anlattılar, anlatamadıklarını gösterdiler. Kimisi de ansiklopedileri numaralarına göre dizerken alfabetik sırayla dizilmiş olduklarını öğrendi. Hiçbir şey öğrenmemiş de olabilirlerdi, ama bana gözlerindeki o ışıltıyı görmek yetti.

Yaşadığım bu tecrübe ve bu gözlemden birçok sonuç çıkardım. Neyi bilmediğimizi bilmiyoruz ve nasıl araştıracağımızı da… Ansiklopediler bize ne kadar az şey bildiğimizi açık ve net gösterirken, internetten birkaç araştırma yapınca çok şey biliyoruz sanıyoruz. Hâlbuki İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin dediği gibi ‘Bilmediklerimi ayağımın altına alsam, başım göğe değerdi.’ dememiz lazım. Şahsen aklıma gelen her soruyu Google‘da arayabileceğimi düşünemediğim zaman oluyor. Ve sanıyorum ki birçoğumuz böyleyiz. Bu çocuklara da yansıyor. Bugün ansiklopedilere sığmayan bilgiler olduğundan habersiz, ne araştırma yapmayı biliyor ne de gerçek bilgilerin nasıl öğrenileceğini biliyorlar.

Araştırmada Yönder Olalım

İlk olarak çocuklarla birlikte halk kütüphanelerine üye olabilir, birlikte serbest araştırma yapabiliriz. İnternet ortamında güvenilir kaynakları tanıtabilir, bilinçlendirebiliriz. Her şeyi anlatamasak da tehlikelerin farkında olmalarını sağlayabiliriz. Öğrendiğimiz en küçük bilgiyi heyecanla onlarla paylaşabiliriz. Ya da dergilere abone olabiliriz. Sosyal medyadan yazarları, araştırmacıları takip edebilir, çocuklara tanıtabiliriz. Fuarlarda yazarlarla tanışabiliriz.

Biz bilgi karşısında heyecanlanmazsak, onlar da heyecanlanmıyor. Biz araştırmanın nasıl yapılacağını bilmezsek, onlar da önlerine gelen her bilgiyi gerçek sanıyorlar. Biz her ne biliyorsak onlar da fazlasını öğrenemiyorlar. Hem bunca yalan yanlış bilgi yığınının içinde biz eğer hakiki bilginin peşinde koşmazsak yarınları onlara nasıl emanet edebiliriz ki, öyle değil mi?

Sevgi Yılmaz

Haziran 2020

Kuzuluk Dr Enver Ören Ortaokulu

Matematik Öğretmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.