Akira Kurosawa’nın İki Doğa Filmi (Sevgi Yılmaz)

Dersu Uzala (1975)

Akira Kurosawa’ nın yönetmenliğini yaptığı Japon – Sovyet ortak yapımı olan bu film çoğunlukla insanın doğa ile kurduğu bağı anlatsa da bir güzel dostluk filmidir de aslında. Doğallığın ve samimiyetin her diyalogda, her sahnede yansıtılabildiği hiç telaşsız bir film.

Kurasowa filmi ağaç kesimi ile başlatarak, modern hayatımızın ve düzenimizin doğayı tükettiğine ilk anda işaret etmiştir. Film 1975 yılında çekilmiş olsa da sesler, görüntüler, sahneler incelikle hazırlanmıştır. Özellikle kış ve ilkbahar sahnelerinde doğanın gücü vurgulamaktadır. Zaten birçok sahne ile doğanın insanlardan daha fazla ön planda tutulduğunu görmekteyiz. Aynı zamanda bir rehberle yapılan yolculuğun, kaybolmanın ve kurtulmanın filmini de çekmiştir Kurosawa.

Bir yüzbaşı askerleriyle birlikte Sibirya’nın Ussuri bölgesinde topolojik araştırma yapmakta, bölgeyi incelemektedirler. Onların izlerini fark eden gezgin avcı Dersu Uzala da yanlarına gelir. Yüzbaşı ondan bölgede kendilerine rehberlik yapmasını ister ve böylece Dersu ile dostlukları başlamış olur.

Dersu’ nun davranışlarını askerler çoğu zaman anlayamasalar da Yüzbaşı’nın dikkatini çekmektedir. Yüzbaşı için Dersu, zamanla doğayı tanıtan bir uyum aracı olmaktadır. Modern insanın ‘’korkunç’’ doğadaki rehberi olur adeta. Ancak Dersu’nun doğaya olan saygısı, doğaya karşı hırslı olmaması, mülkiyet iddia etmeden doğa ile birlikte yaşamayı öğrenmiş olması Yüzbaşı’yı kendine hayran bırakmıştır. Dersu’nun bilge anlayışından çok etkilenen Yüzbaşı için bu yolculuklar, zamanla içsel bir yolculuğa dönüşmüştür. Bir süre birlikte çalışan bu ikili kış gelince ayrılırlar. Beş yıl kadar sonra tekrar karşılaştıklarında birbirlerine derin bir dostlukla sarılırlar. Bu sebeple film için bir karşılaşmanın dostluğa dönüştüğü bir yol filmi de diyebiliriz.

Dersu kendilerine katılmadan önce doğayı anlayamayan, yollarını bulamayan ve ellerinde silahlar olduğu halde en ufak sesten bile endişe duyan askerler, Dersu ile daha fazla alanı gezebiliyor, gözlemleyebiliyorlar. Özellikle ateşin etrafında birlikte oturdukları sahnelerde Dersu öğretmenleri gibi davranmaktadır. Askerlerin izleri takip edememelerine kızan Dersu ‘’ Çocuk gibisiniz. Gözleriniz hiçbir şeyi görmüyor. Ormanda yaşarsanız çok yakında ölürsünüz.’’ diyerek aslında modern insanın da halini ifade ediyor.

Bir yandan şehir insanının her şeyi kontrol ederek, hesaplayarak yaşamasından dolayı doğanın tekinsizliğinden korkması anlatılırken, bir yandan doğada yaşayan insanın duyularının ve duygularının hep dinç kaldığı, problemlere karşı pratik zekâlı olduğu gösterilmiştir. Gördükleri bir ayak izinin yaşlı bir adama ait olduğunu Dersu’nun hemen anlaması gibi sahneler ile şehir insanının doğayı ve olayları ‘’okuyamadığına’’ da işaret edilmektedir.

Filmdeki karakterleri üç gruba ayırabiliriz; askerler modern şehir hayatını kabul eden ve buna alışık insanlardır, Yüzbaşı ise şehir hayatına ayak uydurabilse bile modern hayatı kabullenemeyen bir karakterdedir. Dersu ise filmin sonlarına doğru da anlaşılabileceği gibi şehir hayatını ve düzenini kabullenemeyen, evde kendisini bir kutuya hapsedilmiş hisseden özgür ruhlu bir karakterdir. Doğayı yönetebileceğini düşünmeyen, onun bir parçası olduğunu bilen insanlar doğa ile aralarına giren engellere tahammül edememekte, evde otururken kendisini yaşayan bir ölü gibi hissetmektedirler. Doğadayken ne yaptığını bilse de nasıl yaptığını bilememekte ve açıklayamamaktadır. Modern insanımız ise her şeye bir isim verirken, içselleştirmekte epey geride kalmaktadır.

Filmde dikkat çeken noktalardan biri de Dersu’nun kaldıkları ağaç kulübeye pirinç, tuz ve kibrit bırakmasıdır. Yüzbaşı’nın dediği gibi ‘’Bilmediği, herhalde hiç göremeyeceği insana bile yardım ediyordu.’’ Bu üzerine düşünülmesi gereken bir durumdur. Doğada yaşayıp, onun bir parçası olduğu bilen ve yaşama zarar vermeyen bir insan olarak bakabileceğimiz gibi, başkalarını da düşünebilen insanı da görebiliriz Dersu’da. Bir yanda ise modern insanımızın sadece kendisini düşünen genel hali varken. ‘’Hiçbir şey bir insanla ilgili gerçekleri onun yapıtları kadar iyi sergileyemez’’ diyor Kurosawa ve filminde de adeta bize bunu anlatmaya çalışmaktadır.

Düşler (Dreams-1990)

Kurosawa’nın 80 yaşında yönetmenliğini yaptığı bu film sekiz farklı rüyadan oluşmaktadır. Birbirinden farklı konuları anlatıyor gibi görünseler de aslında birçoğu insanın doğa ile kurması gereken ancak zarar verdiği bağı anlatmaktadır. İnsanoğlunun hataları, çıkar uğruna sonunu düşünmeden sebep olduğu zararlar ve pişmanlıklar Akira Kurosawa’ nın sanatsal anlatımıyla gözlerimizin önüne seriliyor. Filmde kullanılan arka planların ve hazırlanan sahnelerin çoğu da ayrıntılarla dolu. Bu rüyaların doğa ile ilgili olanları insanlığa önemli mesajlar vermektedir.

Filmin ilk iki düşünde, Japon kültürü, inanışları ve yaşamı yansıtılmıştır. Özellikle ikinci düşte, şeftali ağaçlarının ruhları uzun bir süre dans etmekte ve kesilen ağaçlar için yas tutmakta, kızgınlık duymaktadırlar. Ruhların giysileri, aksesuarları ve dansları bu anlamda dikkat çekmektedir.

Şeftali bahçesi’ nin bir sahnesinde, küçük çocuğun önünde kesilmiş ağaçlardan oluşan bir bahçe varken arkasında çorak bir alan vardır. Bu sahne özellikle dikkat çekmektedir. İnsanoğlunun geleceği düşünmeden doğaya verdiği zarar, zarif bir şekilde anlatılmıştır. Sonrasında da bahçede kalan, çiçek açmış tek bir filiz ile ağaçlara, doğaya değer veren çocuklar yetiştirdiğimiz sürece ümidin her zaman olacağını vurgulanmaktadır adeta. 

Kargalar isimli rüyada ise bir sanatçıyı, eserlerinin ayrıntılarında adım adım gezerek arayan, anlamaya ve onun gibi hissetmeye çalışan bir başka sanatçı vardır. O sanatçıyı bulabilmek ve görebilmek için tanımak, aramak ve emek vermek gerektiği gülümseten sahnelerle anlatılmıştır.

Bir sanatçının doğaya bakış açısı, doğaya verdiği değer onu bir sanat eseri olarak anlamlandırmasından dolayıdır. Doğanın güzelliği sanatçıya bir tutku vermekte, onun çalışma azmini artırmaktadır. Kurosawa, bu heyecanı ustalıkla sahnelemiştir.

Kızıl Fuji Dağı adlı düş, bir nükleer patlamadan sonra panik ve can korkusuyla kaçışan insanlarla başlamaktadır. Nükleer tesisin birlikte patlayan altı reaktörü yanardağı da harekete geçirmiştir. Doğaya salınan zehirli rüzgârlar ise insanlığa ölümle birlikte korkunç hastalıklar ve mutasyonlar getirecektir. ‘’Aptal insanoğlu’’ nun tehlikenin farkında olsa bile geleceğini düşünmeden hareket etmesi bir annenin üzüntü ve kızgınlık dolu feryadı ile aktarılmıştır.

Ağlayan İblis’ te ise nükleer patlamalar ve radyasyon sebebiyle ‘’gezegenimiz zehirli atıklardan oluşan bir hurdalığa’’ çevrilmiştir. Çiçekler bile sakattır. İnsanlığın ekseriyeti yok olmuş, kalanlar ise mutasyona uğrayarak acılar içinde kıvranan ölümsüz iblislere dönüşmüştür. Ancak bu ortamda bile sınıflar; üstün olanlar ve ezilenler vardır. İnsanın başına ne gelirse gelsin değişmeyecek bir anlayışa sahip olduğu vurgulanmıştır. Çünkü iblise dönüşmeden önce hile ile iş yapan, kibirli ve hırslı insanlar olduklarını söylüyor izleyiciye iblis ve bir soru soruyor rüyanın sonunda kahramanımıza : ‘’ Sen de mi iblis olmak istiyorsun yoksa?!’’

Kargalar düşünden hemen sonraki bu ikisinde nükleer enerji patlaması, ölüm, mutasyon konularını işlemesi ile insanlığın gidişatına olan endişesini dile getirmiş adeta Kurosawa. Çünkü doğaya hayranlıkla, minnettarlıkla ve gelecek nesilleri düşünerek bakamayanlar, küçük çıkarları uğruna dünyayı cehenneme çevirebilecek adımlar atmaktadırlar.

Son düş olan Su Değirmenleri Köyü, kötü gidişatımızı gözler önüne seren bu filmde içimize su serpmektedir. Muhteşem bir güzelliğe ve dinginliğe sahip olan bu köyde insanlar olabildiğince doğal yaşamaya ve doğal kalmaya çalışmaktadır. Şehirde yaşayan ‘modern’ insanlara düşünce hatalarını gösteriyor burada Kurosawa: İhtiyacından fazlasını talep etme ve konfor peşinde koşma. Doğa insanın evi ve onunla uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmeli. Ve anlamakta geç kaldığımız bir şey daha var; hava ve su kirlenince insanın ruhunun da kirlendiği..

12.08.2021

Sevgi YILMAZ

Matematik Öğretmeni

Kuzuluk Dr. Enver Ören Ortaokulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.